Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, İBB Davası’nın Silivri’de görülmesine ilişkin “Çünkü Çağlayan’da görülürse Allah muhafaza, daha yüksek sayıda yurttaşın kulağına gidebilir savunmalar. Korkularından Silivri’ye kaçırdılar bu dosyaları” dedi. Soma Davası’nda zamanaşımı kararına tepki gösteren Kadıgil, “Soma’da tek bir kamu görevlisi orada yargılanmazken, burada çocukların dertleriyle dertlenen belediye başkanları ve gerçek kamu görevlileri esir tutulmaya ve sözde yargılamalara konu edilmeye devam ediyorlar” dedi.
(İSTANBUL) – Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, İBB Davası’nın Silivri’de görülmesine ilişkin “Çünkü Çağlayan’da görülürse Allah muhafaza, daha yüksek sayıda yurttaşın kulağına gidebilir savunmalar. Korkularından Silivri’ye kaçırdılar bu dosyaları” dedi. Soma Davası’nda zamanaşımı kararına tepki gösteren Kadıgil, “Soma’da tek bir kamu görevlisi orada yargılanmazken, burada çocukların dertleriyle dertlenen belediye başkanları ve gerçek kamu görevlileri esir tutulmaya ve sözde yargılamalara konu edilmeye devam ediyorlar” dedi.
TİP’li Sera Kadıgil, Silivri Cezaevi’nde İBB Davası’nı izledi; Gezi Parkı davasından tutuklu bulunan Can Atalay ile geçen ay tutuklanan gazeteci Alican Uludağ’ı ziyaret etti. Ziyareti sonrasında açıklama yapan Kadıgil, şöyle konuştu:
“Silivri Cezaevi’ndeyiz. Çünkü malumunuz olduğu üzere 107’si tutuklu, 407 insanın ortada hiçbir sebep olmaksızın haksız bir biçimde esir tutulduğu ve/veya yargılandığı duruşmaların bugün 10’uncusu görülüyor. Dün Emrah Şahan, yani seçilmiş Şişli Belediye Başkanı, burada savunmasını yaptı. Bu sabah onun avukatının savunmasıyla güne başladık ve ardından Mehmet Murat Çalık’ın, yani Beylikdüzü Belediye Başkanı’nın savunması başladı. Mehmet Murat Çalık iki defa kanser atlattı. Mehmet Murat Çalık hastanede boynunda tespit edilen bir kitle alındı. Daha sonra hastaneye alınmak yerine apar topar, elleri kelepçelenerek bir kere daha cezaevine gönderildi. Arkamızdaki yargılamaların mahiyeti bu.
“Korkularından dosyaları Silivri’ye kaçırdılar”
Biz şu anda niye Silivri’deyiz? Bu dosya sözde dosya. Bu uydurma dosya, bazıları koltuğunda rahat otursun diye hakkıyla koltuğa oturanları siyasetten men etmek için uydurdukları bir dosya. Silivri’de görmek zorundayız; çünkü Çağlayan’da görülürse, Allah muhafaza, daha yüksek sayıda yurttaşın kulağına gidebilir savunmalar. Allah muhafaza, burada daha yoğun bir halk desteği ile karşılaşabilirler diye korkularından Silivri’ye kaçırdılar bu dosyaları. İlk defa yapmıyorlar bunu. Ergenekon zamanında başladılar. O zaman tam bir sene boyunca sabah 9, akşam 5 burada stajımızı tamamlarken avukat olarak uğraştığımız bir şey vardı: Dosyalarda Fethullahçılar tarafından, o sümüklü hocanın peşine takılıp Türkiye’deki bütün sistemi allak bullak etmeye çalışan sözde savcılar ve hakimler tarafından dosyaların içine delil adı altında konulan şeyleri çürütmeye çalışıyorduk avukat olarak. Bizim işimiz buydu.”
“Soma’da tek bir kamu görevlisi orada yargılanmazken…”
Kadıgil, dosyada somut delil bulunmadığını, duruşmaların canlı yayınlanamadığını ve gazetecilerin duruşma salonunun en ucra köşesine konumlandırıldığını belirterek “O dosyaların içinde kocaman bir hiç var” dedi.
İBB Davası’nda yaşananlara değinen Kadıgil, “Mehmet Murat Çalık ifadesini veriyordu. Bir laf kullandı: ‘Bir çocuk okula geldiğinde beslenme çantası boşsa, yanındaki çocuğa karşı duyduğu mahcubiyeti anlayamayanlar’ dedi. ‘O çocuğun beslenmesini hazırlayan annesinin, babasının mahcubiyetini anlayamayanlar, bunun derdiyle dertlenmeyenler siyaset yapacaksa hiç yapmasınlar, daha iyi’ dedi. İşte arkamda şu anda o çocukların, o anne babaların dertleriyle dertlenen kamu görevlileri, uydurma dosyalarla yargılanıyor” ifadesini kullandı.
Kadıgil, Soma maden faciasına ilişkin davada verilen zamanaşımı kararına tepki göstererek, “Tek bir kamu görevlisi orada yargılanmazken, burada çocukların dertleriyle dertlenen belediye başkanları, gerçek kamu görevlileri esir tutulmaya ve sözde yargılamalara konu edilmeye devam ediyorlar” diye konuştu.
Kadıgil, Dilovası’nda 8 Kasım 2025’te yaşanan ve 3’ü çocuk 7 kişinin hayatını kaybettiği parfüm dolum imalathanesi faciasına ilişkin davanın da Kandıra Cezaevi Yerleşkesi’ne “kaçırıldığını” savunarak, “Kandıra’da görülüyor. Yetiyor mu? Yetmiyor. Oraya gelen insanlara eziyet etmeye devam ediyorlar. Avukatlara eziyet etmeye devam ediyorlar. Ailelere eziyet etmeye devam ediyorlar. Basın mensuplarına eziyet etmeye devam ediyorlar. Bunun bir sebebi var: Bilmememizi istiyorlar, duymamamızı istiyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
“Alican Uludağ’ın hepinize selamı var”
Gazeteci Alican Uludağ’ı ziyaret ettiğini belirten Sera Kadıgil, şu ifadeleri kullandı:
“Hepinize selamları var. Başı girdiği gibi dimdik. Neden içeride olduğunu Alican çok iyi biliyor. Ama sizlerin de bilmesini ben çok istiyorum. Hepinize de selam söyledi. Alican neden tutuklu biliyor musunuz? Ben neden Alican’ı cezaevinde ziyaret ettim, orada mesleğinin başında ziyaret edemedim? Şöyle bir cümle kurduğu için Alican tutuklu: ‘Silivri Erdoğan rejiminin simge mekânı hâline gelmiştir’ tweeti attığı için tutuklu mesela Alican. ‘Erdoğan’ın Trump’tan alacağı meşruiyet ne’ sorusunu sorduğu için tutuklu şu anda Alican Uludağ.
Bu yüzden sabahın köründe İstanbul’daki uyduruk bir dosyayla Ankara’daki evini bastılar Alican’ın. Çoluğunun çocuğunun gözü önünde bu sebeple gözaltına aldılar. Aynı gün yaptılar her şeyi, biliyor musunuz? Hani Soma’da mağdurları anlattım ya az önce; yıllardır adalet beklerken zaman aşımıyla kurtardılar ya kamu görevlilerini. Alican’ın dosyasında ne oldu biliyor musunuz? Aynı yargı sistemi, ama bu sefer muhteşem savcılar ve hâkimler söz konusu. 19’unda başlatıyorlar soruşturmayı. Her şey aynı gün: Alican’ın tutuklanmasına aynı gün karar veriyorlar, Alican’ın soruşturulması için aynı gün karar yazıyorlar.
Alican hakkındaki delilleri aynı gün içerisinde topluyorlar, Alican’ı aynı gün içerisinde tutukluyorlar ve Alican’ı getirip buraya tıkıyorlar. Bunun için yapıyorlar. Duymayın, anlattıklarını, yazdıklarını görmeyin diye yapıyorlar. Ve ‘Trump’tan alacağı meşruiyetin kaynağı ne’ diye soran Alican, arkamdaki Silivri Cezaevi’nde esir; ama bu cümleyi kuran haysiyetsiz, pedofili, Epstein dosyalarının faili olacak Tom Barrack denen adam hâlâ bu ülkede büyükelçilik yapmaya devam ediyor. Onun kılına bile dokunamıyorlar. O meşruiyeti kimden almaları gerektiğini çok iyi bilenler… O yüzden Alican tutuklu ama o yüzden Tom Barrack büyükelçi olarak durmaya devam ediyor şu anda.”
Kadıgil, gazeteci İsmail Arı’nın da tutuklanmasını, “Tarikatların hesabını soran bir gazeteci İsmail. Yargıdaki saçmalıkların hesabını soran bir gazeteci İsmail. Şu anda kendisi de Ankara’da. Tutuklandı. Cezaevine attılar. Ortada hiçbir gerekçe yok. Yargı sistemi ve liyakatsiz atamalarla ilgili haber yaptığı için İsmail tutuklu. Yunus Emre Vakfı’ndaki soygunu haber yaptığı için İsmail tutuklu. Erdoğan’ın imam hatibi için tarihi yapıların gözden çıkarıldığını haber yaptığı için İsmail tutuklu. Dezenformasyonla Mücadele Başkanlığı adı altında uydurdukları o saray piyonlarının açıkladığı bir şeyi somut delil sayacak kadar aklını kaybetmiş mahkemeler var artık bu ülkede. İşte İsmail de tam olarak bu sebeple tutuklu” sözleriyle değerlendirdi.
Artvin'den Güncel Manşetler, bölgenin nabzını anlık tutan, güvenilir ve hızlı haberciliğin adresi; yerelden ulusala uzanan en önemli gelişmeleri tarafsız bakış açısıyla sunarak sizi her zaman bir adım önde tutar.
Yorum Yap